top of page
Aktandas Çok eski zamanlarda. Bir hanın kızı varmış. O hanın kızının adı Tалым-қыс (Talım-kıs) imiş. Talım-kıs çok güzelmiş. Evlenme vakti geldiğinde, onu istemeye birçok kişi gelmiş. Beylerin oğulları da, hanın oğulları da onu alamamış.

Talım-kıs kendi bilmecelerini sordurunca, hiçbirisi çözemediği için Talım-kıs onlara varmamış. Irmağın öte yanında, bir toprak evde (yer evde) Aktandas denilen bir ihtiyar yaşarmış. Bir defasında Aktandas ırmağa balık avlamaya gelmiş. Bakmış ki Talım-kısın hizmetçisi suya geliyormuş.

Ağzını dikmişler:– M, m, m… – diye mırıldanıyormuş.
Aktandas onu çağırmış, ağzının dikişini sökmüş, sormuş:
– Ağzını niye diktin?
– Talım-kısı istemeye geldiler; o da onlara bilmece soruyor.
Bilmecelerini çözemeyenlere varmaz. Onun bilmecelerini yalnız ben biliyorum. Bu yüzden benim ağzımı diktiler.

Aktandas sormuş:
– Ne bilmeçeleri?

Hizmetçi kız hepsini anlatmış. Aktandas, (cevapları) öğrenince o hizmetçiyi yere yıkmış, ağzını yeniden dikmiş. Sabah olunca, gün doğup giyinip kuşanarak Aktandas Talım-kısa gitmiş.
Talım-kıs, evin önü/avluda Aktandası görmüş, sormuş:
– Ne diye geldin?
– Seni istemeye geldim,
– demiş.
Talım-kıs gülmüş:
– Önce benim bilmecelerimi çöz, – demiş
.– İyi, sor, – diye istemiş Aktandas.

Talım-kıs bilmece sormuş:
– Yuvarlak, yuvarlak, yuvarlacık,Bu nedir, Aktandas?
Üstünde altın bir tepsi,Bu nedir, Aktandas?

Aktandas:
– Yuvarlak, yuvarlak, yuvarlacık,Büyük gök değil mi?!
Üstünde altın tepsi,Bizim güneşimiz değil mi?!
Talım-kıs:– Bu kara yere girsin; bildi!

İşte Aktandas, ne Aktandas!
İkinci bilmecesini sormuş:
– Yapraklı ormanın kıyısında ateş yanıyor,Bu nedir, Aktandas?
Yanında bir ev duruyor,Bu nedir, Aktandas?

Aktandas:
– Yapraklı ormanın kıyısında ateş yanıyor,Kurdun gözü değil mi?!
Yanında ev duruyor,Kurdun kendisi değil mi?!

Talım-kıs:
– Yine bildi!– Yuvarlak gölde köpek havlıyor,Bu nedir, Aktandas?
Sıradan yerden (hiç yoktan) buhar çıkıyor,Bu nedir, Aktandas?

Aktandas:
– Yuvarlak gölde köpek havladıysa,Kurbağanın sesi değil mi?!
Hiç yoktan buhar çıktıysa,İnsanın nefesi değil mi?!

(Talım-kıs:)
– Bu kara yere girsin.
Yine bildi! Şu benim hizmetçim mi söyledi ona?

– Sakin gölde kamış hışırdıyor,Bu nedir, Aktandas?
Kol ucu/süsleme yerinde saf altın,Bu nedir, Aktandas?

Aktandas:
– Sakin gölde kamış hışırdarsa
–Gelinlerin (yengelerin) sana karşı fısıldaşıp hırlamasıdır!
Kol ucunda saf altın –Senin güzelliğin değil mi?!

Talım-kıs:– Hepsini bildi bu kel!

Sonra Aktandas türkü söylemiş:
– Kamıştan yapılmış yer evimde,Sen yaşayacaksın, Talım-kıs!
Tütün kokumu,Sen koklayacaksın,

Talım-kıs!Talım-kıs da karşılık söylemiş:
– Kamıştan yapılmış yer evinde/yer evinde,Böcek otursun, Aktandas!
Senin tütün kokunu,Böcek koklasın, Aktandas!
Altmış yay, söğüt yay,Büküp verin şu kele!
Altmış yaşında bir kocakarıyı,Getirip verin şu kele!

Aktandas:
– Altmış yay, söğüt yay,Kendim bükerim, Talım-kıs!
On altı yaşında han kızını,Seni alırım, Talım-kıs! 

Talım-kıs:
– Yetmiş yay, söğüt yay,Büküp verin şu kele!
Yetmiş yaşında bir kocakarıyı,Getirip verin şu kele!

Aktandas:
– Yetmiş yay, söğüt yay,Kendim bükerim, Talım-kıs!
On yedi yaşında han kızını,Seni alırım, Talım-kıs!

Talım-kıs hizmetçilere bağırmış:
– Tipinin yetişemediği kır atımı çıkarın!
Kasırganın yetişemediği doru atımı çıkarın!

Hizmetçiler doru atla kır atı çıkarmışlar. Talım-kıs, onlara binip kaçmış.
Aktandasın atı yokmuş; öküzlerine bağırmış:
– Tprug, tprug, ak öküz, hanın kızı kaçıyor!
Tprug, tprug, gök öküz, hanın kızı kaçıyor!Öküzler koşup gelmiş.
Onlara binip Aktandas kovalamayı denemiş, yetişememiş.
Beddua etmiş:
– Bozkıra çıkarsan kurt yesin!
Ormana girersen ayı yesin!
Böyle deyip geri dönmüş.

Talım-kıs da kaçtıktan sonra bir daha geri dönmemiş.
bottom of page